GAGA inşaat maceraları... →
Oldcity… 18 Ocak…

Oldcity… 18 Ocak…

Çocuk Yetiştirmede Yeni Yaklaşımlar

- Baba kar yiyebilir miyim?

- Hayır kızım…

- Birazcık yiyebilir miyim?

- Peki…

- Çok yiyebilir miyim?

- Tamam…

Yarınlar bizim…

Veda bölümünü çektik…

Veda bölümünü çektik…

Kelime Oyunu’nda 8800 yaptım… Çok az kopyayla hem de. Bu arada İhsan Bey kadar beyefendisi yok memlekette!

Kelime Oyunu’nda 8800 yaptım… Çok az kopyayla hem de. Bu arada İhsan Bey kadar beyefendisi yok memlekette!

23 Kasım 2011 / Old City Comedy Club
Yeni sahne şahane…

23 Kasım 2011 / Old City Comedy Club

Yeni sahne şahane…

Uçan Mal

Panora’daki oyuncaklara götürdüm Alin’i sabah…

Bu jetonlu oyuncaklar biliyorsunuzdur belki biraz tırt… Tin tin müzik eşliğinde bir takım yavan devinimler. Ben de çocuk sıkılır diye ilave eğlenceler katmaya çalışıyorum. Yakalamalar falan… (hemen belirteyim böyle bir talep yok aslında.)

Dönen salıncaklara bindi. O dönüyor, ben de her yanımdan her geçişinde şakalar yapıyorum falan… Bir ara önündeki boş salıncağı yakalamaya çalıştığını fark ettim. Fedakar bir baba olarak eğilip öndeki salıncağı yakaladım, Alin’e yaklaştırdım. Kızcağız eşşek kadar babasının ne tip bir coşkuyla böylesine bir harekete giriştiğini düşündüğü için olsa gerek itilen salıncağı yakalayamadı.

Benim çekiştirmem yüzünden boş salıncak Alin’in salıncağına çarpmaya başladı… Alin de korkuyla bana bakmaya başladı. Yine fedakar bir baba olarak uzanıp boş salıncağı durdurmaya çalıştım.

Lunapark kuralları bir yana, fizik kurallarını da hiçe saydığım için salıncağı tuttuğumda duracağını sanıyordum. Ancak durmadı…

Bir baba olarak salıncağın tekrar kızıma çarpmasına izin veremeyeceğim ben de bırakmadım…

Kısacası salıncak dönmeye, ben de tutmaya devam ettim…

Bu arada alet beni çekti, etraftaki güvenlik bariyerinin üzerine savurdu… Bariyerle birlikte gürültüyle yere devrildik! O yerde kaldı, ben üzerinden sürüklenip salıncağın döngüsüne girdim. Tin tin müzik, kızımın çığlıklarına karışırken, salıncaklar kafama çarpa çarpa etrafımda toplanırken ve tam anlamıyla yerde sürünerek yarım tur kadar atmışken alet durduruldu.

Yerdeydim, salıncaklar kafama çarpmaya devam ediyordu ama ben hala salıncağı bırakmamıştım. Bir de gıkım çıkmamıştı. Ne bağırma ne küfür. Alin daha çok korkmasın diye herhalde… “Baba iyi misin? İyi misin?” diye ağlayan kızımı kucağıma alıp kaçarcasına uzaklaştım.

Bütün bunlar o kadar kısa süre içinde oldu ki, bu büyük rezalet hak ettiği kadar geniş bir izleyici kitlesine ulaşamadı. Ben pişkinim de, babasından utanmaya beş yaşında başlamak Alin için büyük bir travma olacaktı.

Şu an kafam şiş… Burkulan bileğim ağrıyor. Dizimde yara var! Bir de yıllarca geçmeyecek utanç!

Tek jetonla rekor kırmak böyle bir şey işte!

Eylül Pilotları

Yaz bitti…

Ne kadar üzgünüm anlatamam.

Tek tesellim dizilerin tatilden dönmesi…

Pilot heyecanı da ayrı. Bazen evde Bürge televizyon kanalının yöneticisiymiş de ben ona proje sunuyormuşum gibi bir durum oluyor. Frenklerin deyimiyle sıkı bir pitch yaparsam oturup izliyoruz yeni diziyi. JJ Abrams dedim, Benjamin Linus dedim… Bu akşam Person of Interest için yeşil ışık yaktı.

Hadi hayırlısı…

N'apıcaksın? →

Kaan İnce Anısına

İntihar eden genç şairlerden…

Mektup


yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı ge-
ceyle, savrulurdum. gözyaşı kokusuyla dolu bir
kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz
mavisi duman, sessizliğim. aktım ölü denizkızıy-
la gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüz-
gar oldu, postacımız güvercin. civa gibi eridik ka-
bımızda. kırmızıya gittik. hemen yokladım yüzü-
mü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. iyice şaşır-
mıştı alıcısı vapur ıslığımızın. saplandı gözlerimin
ışığı yeni güne.

mermer bir kayıkla geri döndük
diğer yarısına acının, 
usulca çekildi deniz,
son bulduk, yenildik.

artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş. 
kırık
düşlerim. serçelerde gözlerimin buğusu. buruk 
içim.

böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
sabahın en serin ucunda bağıran ben
intihar edecekmiş gibi sıkılıyorum
düşük boynuma asılı sonbaharı.

çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kı-
rıntılarımızla boğulduğumuz odaya. düştü saat 
duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: imdat. 
akrep soktu kendini. çan sesleri, ezan sesleri, martı
sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. unuttum mektu-
bun içinde boğulduğumu. elveda.

Daha fazlası için: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=9479746

Theme created by David Summerton.