Eylül Pilotları
Yaz bitti…
Ne kadar üzgünüm anlatamam.
Tek tesellim dizilerin tatilden dönmesi…
Pilot heyecanı da ayrı. Bazen evde Bürge televizyon kanalının yöneticisiymiş de ben ona proje sunuyormuşum gibi bir durum oluyor. Frenklerin deyimiyle sıkı bir pitch yaparsam oturup izliyoruz yeni diziyi. JJ Abrams dedim, Benjamin Linus dedim… Bu akşam Person of Interest için yeşil ışık yaktı.
Hadi hayırlısı…
Kaan İnce Anısına
İntihar eden genç şairlerden…
Mektup
yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı ge-
ceyle, savrulurdum. gözyaşı kokusuyla dolu bir
kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz
mavisi duman, sessizliğim. aktım ölü denizkızıy-
la gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüz-
gar oldu, postacımız güvercin. civa gibi eridik ka-
bımızda. kırmızıya gittik. hemen yokladım yüzü-
mü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. iyice şaşır-
mıştı alıcısı vapur ıslığımızın. saplandı gözlerimin
ışığı yeni güne.
mermer bir kayıkla geri döndük
diğer yarısına acının,
usulca çekildi deniz,
son bulduk, yenildik.
artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş.
kırık
düşlerim. serçelerde gözlerimin buğusu. buruk
içim.
böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
sabahın en serin ucunda bağıran ben
intihar edecekmiş gibi sıkılıyorum
düşük boynuma asılı sonbaharı.
çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kı-
rıntılarımızla boğulduğumuz odaya. düştü saat
duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: imdat.
akrep soktu kendini. çan sesleri, ezan sesleri, martı
sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. unuttum mektu-
bun içinde boğulduğumu. elveda.
Daha fazlası için: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=9479746
“moral bozukluğu ve 31” için yapmıştım bu reklamı. İnternette bir şeyler ararken karşıma çıktı. Ne aradığım söylemeyeyim…
kırk yılda bir televizyona çıktık, buraya koymayacağız da nereye koyacağız…
Arabalan Gezelim

Şahane karışık kaset hazırladım araba için… (aslında CD ama kaset diyorum, neden derseniz bir ara bir açıklama bulurum.) Şehir trafiğine yönelik, sakin kullanıma cevap veren şarkılar var. Sürüş zevkinden ziyade, kırmızı ışıkta bekleme ön planda tutuldu.
Güzellikleri paylaşmadıktan sonra ne anladım ben bu hayattan…
Kaset “güzel şarkı her haliyle güzeldir!” anlayışını destekleyen örneklerle açılıyor…
- Motörhead – Ace of Spades (acoustic) : Bira reklamı için iki gitar bir mızıkayla çalmışlar… Bangır bangır halinden çok daha vurucu…
- Lady Gaga – Born This Way (country remix) : Güzel bir şarkı işte… Bu kadar ticari bir projede kötü bir şeyle karşılaşmak zor zaten. En sevdiğim gitar tonlarını kullanmışlar üstelik.
- Glee Cast – Poker Face: İlk sezondaki Lady Gaga özel bölümünden… Rachel’ın anası olacak o kadınla piyano başında söylediği… Ben normalde arızalı vokalleri severim ama bu glee’de çene sallaya sallaya güzel sesin ne demek olduğunu gösterdiler bana.
- Donavon Frankenreiter – Move by Yourself : Kimdir, nedir bilmiyorum. Şarkı çok uzun bir süredir arşivimde.
- Jack Johnson – Rodeo Clowns: Akustik gitarla harikalar yaratıyor bu adam albümlerinde. Bu şarkının da bir dolu versiyonu var. Bu en kibarı…
- Göksel – Yakışıklı : Göksel için değil, Yavuz Çetin’in gitarı için dinliyorum yıllardır… Bence Yavuz Çetin’in dehası kendi şarkılarından çok, sıradan şarkılara kattıklarında daha çok ortaya çıkıyor.
- Maroon 5 – Misery (acoustic) : Bu hali de güzel… Tertemiz!
- Ajda Pekkan – Düşünme Hiç : Ajda Pekkan’dan tam anlamıyla kentli bir şarkı… Kasaba müziğine geçiş yapmadan önceki yıllardan. (Kasabadan da harikalar çıkıyor elbette ama birkaç kişi de dışında kalsaydı be!)
- Fun Lovin’ Criminals – I’m not in Love : Radyoya bir single gelmişti yıllar önce, “we have all the time in the world” … O zamandan beri hastasıyım bu adamların. Her zaman aynı ayarda olmuyor albümleri ama hava bozulmuyor. Bu cover grubun tarzını tam yansıtmıyor gerçi…
- Flight Of The Conchords – Business Time: İlk dinlemeden sonra esprisinin kaçması lazım aslında ama olmuyor. Bütün numaraları koymuşlar şarkıya. Komik olsun diye yapmışlar, ama iyi yapmışlar! Albümde böyle birkaç şarkı daha var, bıkmadan dinleniyor.
- Fun Lovin’ Criminals – Loco: Daha önce bir yerde bu grup hakkında şöyle bir şey yazmıştım: “Radyoya bir single gelmişti yıllar önce, “we have all the time in the world” … O zamandan beri hastasıyım bu adamların. Her zaman aynı ayarda olmuyor albümleri ama hava bozulmuyor.” Bugün hala bu görüşüm değişmedi…
- Freak Power - Turn On, Tune In, Cop Out: “Praise You” şarkısıyla Fat Boy Slim’i sevmeye başlamıştım. Diğer DJ’lerden farklı bir havası vardı. Meğer bildiğin müzisyenmiş, Freak Power’ın basçısıymış zamanında. Çok havalıdır bu şarkı…
- Kaygı – Herhalde, galiba: İzmir’de Punta’da dinliyordum Kaygı’yı, lisedeydim daha o zamanlar. O zamanlar birilerine özenmek gerekiyordu, ben de hali tavrı pek rakenrol olan Armağan Sönmez’i uygun gördüm. Bugün uzun marlboro içen bir adamsam sebebi biraz da budur. Kaygı’nın albümü hiç çıkmadı. Yıllar sonra Ankara’da Manhattan’da sahnede karşıma çıktılar. Gitarda Süleyman Bağcıoğlu çalıyordu, ondan istemiştim kayıtları.
- Yonca Evcimik – Haberin Olsun : Mustafa Sandal bıyıksızken böyle şarkılar yazıyordu… Çok güzel bir nakaratı vardır bu şarkının. “bandıra bandıra ye beni” kasetindendir.
- Wyclef Jean - Runaway [Feat. Earth & Wind & Fire & Product G&B] : 911’ı dinledikten sonra Wyclef Jean hastası oldum ben. (Klipteki akustik telecaster yüzünden de olabilir.) Bu şarkının sonlarına doğru bir yerde “Ain’t no sample, it’s original… / Sample değil, alınteri…” demesi bana komik mi geliyor havalı mı geliyor bilemiyorum…
- Ajda Pekkan – Kader Rüzgarı : Bu şarkının çok ilginç bir öyküsü var… Biraz da acıklı. Acıklı olmasının sebebi öykünün sadece bana ilginç gelmesi. Başka bir şarkısını arıyordum Ajda Pekkan’ın, sadece introları dinliyordum. Baştaki kemanları duyar duymaz sonrakine geçmem gerekirdi aslında. O sırada bilgisayarda başka bir işle uğraştığım için çalmaya devam etmişti. (Hikaye şimdi ilginçleşecek…) Nakarat başlayana kadar ne çaldığının farkında değildim, ama “Sevgilim inan bana…” diye bambaşka bir havaya bürünüyor şarkı!
- Mazhar Alanson – Aşksa : Mazhar Alanson Twitter’dan sundu bu şarkıyı. Beste aşamasından itibaren… Bora Uzer’e (kangroove) yapmış düzenlemeleri. Normalde hastası olmam lazım bu şarkının. Ama Ercan Saatçi’nin düzenlemeleriyle karşıma çıktıkları zaman soğumuştum MFÖ’den, o yüzden biraz mesafeliyim biraz. Adam gibi düzenlenince ne güzel oluyor. Umarım buradaki hava beklenen yeni mfö albümünde de çıkar karşımıza…
Bu şarkıları bulmak zor değil bu arada… Hatta belki birileri hazırlayıp koymuştur rapidshare’e falan.
Ev stüdyosu (Taken with instagram)
Gitar Alacaklara Tavsiyeler
Karne hediyesi olarak gitar alacak olanlara yönelik olarak, geçen ağustosta eskiblog’da yazdığım bir yazıyı aldım buraya: Yeni bir gitar alayım, dedim. Haziran başıydı… Konu geçenlerde kapandı… Gitarcılarda kedi gibi dolaştım, online müzik mağazalarını ezberledim, okumadığım forum kalmadı bir ara çakma çin gitarlarına (replica diyorlar kibarca) bile meylettim. Sonunda aradığımı buldum… Daha aramaya devam ederdim de… Büyük bir aydınlanma yaşadım! Bir anda her şey berraklaştı… Ben yandım başkaları yanmasın diye yazıyorum bunları… “Appetite for Destruction” kayıtları sırasında Slash orijinal Gibson kullanmıyordu… Ama “Sweet Child of Mine” riffleri içimizi eritiyor… (Seymour Duncan manyetikleri abiii, demeyin lütfen…). Eric Clapton’ın elinde de bütün gitarlar macun kıvamına geliyordur eminim… Steve Vai de o sesleri gitarla değil, parmaklarıyla çıkarıyor. At sahibine göre kişniyor… (Arap atı mı? İngiliz atı mı? Arap görünümlü sütçü beygiri mi?)Sen güzel çal en güzel gitarlar öyle ya da böyle seni bulur… Sonra bakarsın yine eline dandik bir gitar almışsın, hepsini bir tarafa atmışsın… Şahane gitar resimleriyle süslemek isterdim bu yazıyı, pornografiye girecek diye korktum…

