Müsait bir zamanda düelloya beklerim…

Uygarlığımız “insanların daha az yorulmasını sağlama” düşüncesi üzerinde yükselirken sporun hayatımızda bu kadar yer almasının tek açıklaması var: Spor olsun diye…

“Olmasın!” diyerek bu yaşa kadar geldim…

“Spor yapıyor musun?” sorusuna mahcup bir şekilde “Zaman bulamıyorum…” diyenlerden olmadım hiç. Göğsümü gere gere “Sebep bulamıyorum!” diye cevap veriyorum. Sağlık, mağlık diyecek olanlara esprili cümlelerden oluşan iki üç paragraflık cevaplarım var.

Zamanında bir spor salonuna dünyanın parasını verdim… Uzun uzun anlattılar, aletleri gezdirdiler. Şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın diye konuşurlarken benim aklımda tek bir soru vardı: “Yapmazsam ne yapacaksın?”

Bu soruyu soramadığım bir dönemde, askerde,  eşşekler (zarf tümleci iki ş ile yazılır) gibi her şeyi yaptım. Ama başçavuşun yerine taytlı bir adam gelince çok ciddiye almıyor insan.

Yatakta dönerken sakatlık yaşama noktasına geldiğimde, biraz hareket etmem gerektiğini düşünmeye başladım.

Tamam, madem spor olsun diye bir takım hareketlere girişilecek bari değsin dedim…

Aklımda net bir şey yoktu, Modern Sabahlar’ın iyi kalpli dinleyicilerinden tavsiyeler alıyorduk. Ne yalan söyleyeyim elle tutulur bir şey çıkmıyordu.

Kırmızıçizgilerim çok fazla çünkü…

Yapacağım spor,

Hiçbir şekilde top içermeyecek… Bunca yıldan sonra top peşinde koşamam, kusura bakmasın kimse.

Özel bir kıyafet giyilmeyecek… Burada 2M kuralı var! Masraf ve Maymunluk olmasın…

Terminolojisi olmayacak… Kime hava atıyoruz?

Herhangi bir şekilde kozmik mozmik bir şeye yaslanılmayacak… Hele içinde birimi verilemeyen bir “enerji” varsa aman!

Rekabet içermeyecek… Ben durup dururken rekabet havasına giremiyorum! Belki de temel sıkıntım bu… Kazananın ne kazandığını anlayamadığım gibi, kaybedenin bir şey kaybettiğine de inanmıyorum. Saçma geliyor.

Yürüyüş diyorlar, koşma diyorlar… Nereye diye soruyorum? Cevap yok!

Tenis diyorlar… Sebep, diyorum? Sağlık, mağlık… O zaman brokoli yemek en güzel spor!

Bir ara Oktay “disiplinler arası” dedi. Öteden beri ne anlama geldiğini tam olarak kestiremesem de “disiplinler arası” kavramının hastası olduğum için kafamda bir şeyler şekillenmeye başladı…

Bulduğum spora özenmeyecek adam yok! Daha ismini koyamadım ama şöyle bir şey:

İki kişi…

Meşale, merdiven, yemek masası ve avize olan bir ortamda karşılaşıyorlar…

Ve karşılıklı kılıç sallıyorlar…

Eskrimin “çıt-çıt-pıt-dıııt!” şeklinde özetlenebilecek sıkıcı müsabakalarıyla alakası olmayan uzun soluklu bir düello… Rekabet değil, hayat memat meselesi! (Kimse ölmüyor tabii, sağlıklı olmaz…)

Kılıçlar şakırdarken merdivenlerden çıkılıyor, tırabzanlardan kayılarak hamle yapılıyor, rakibin üzerine masa devirme falan oluyor… Ara ara kılıçlar birbirine kenetleniyor, rakipler burun buruna gelip birbirlerine laf sokuyorlar:

- Kılıcımın ucuna iyice bak, birazdan kalbine saplanacak!

Sen diğer ucuna bak… Birazdan elinden uçacak!

Fışiynk… Çink, çink… Fışşşt… (Burada adam tırabzandan kayıp masaya saplanan kılıcı tekrar alıyor .)

Falan filan… Yalnız bu laf sokma konusunda sıkı idman gerekiyor yoksa ikinci dakikada gelinecek yer belli…

Götten şişleyecem seni!

- Siktir lan! Tavuk mu şişliyon!

Ve tabii ki…

Avizede sallanılıyor!

Zaten her şey o görkemli an için… (Kurallar tam olarak netleşmedi ama bu çok havalı bir hareket olduğundan belli bir puan alınması gerekebilir… En iyi laf sokan mesela! Bir kısıtlama olmazsa herkes avizede sallanır çünkü!)

En önemli ayrıntıyı da unutmayalım… Rakipler müsabaka sonrası yorum yapmıyorlar! “Ben orada sıçrayınca sen şamdanları kestin ya, onu yerine tepsiyi kalkan gibi kullansaydın benim kılıcımı düşürürdün!” gibi yavan sohbetler edilmeden kapıya çıkılıp sigara içiliyor. Ellerinde spor çantaları, yüzlerinde “Herkesi gömücem, en çok ben yaşayacam…” ifadeleriyle gelenlerin arkasından gülünüyor.

Kurallar netleşince kılıçları kuşanalım…

“Tek kural var, o da hiç kural olmaması…” lafını ne yapacağız peki? O çok havalı bir laf çünkü…

  1. bercis bunu egekayacan kullanıcısından yeniden blogladı
  2. egekayacan bunu gönderdi